Wednesday, February 14, 2007
ERTUĞRUL ÖZKÖK DEĞİŞTİ Mİ?
Thursday, December 07, 2006
RUHAT MENGİ'Yİ KINIYORUM!
Bir zamanlar açlıktan ölmekte olan bir çocuğun yanıbaşında heyecanla o "son anı" bekleyen hain akbaba görüntüsünü, guya gazetecilik aşkıyla kayda alıp,sonra da insani sorumluluğunu, sözde meslek aşkına ezdiren bir zavallı gazetecinin nihayetinde intihar ettiği hepimizin malumu olsa gerek.
Şu yazıdaki yaklaşım tarzı bana bu vahim ve insanlıktan uzak olayı hatırlattı.
Özetle şu cümleleri aktarmakla ve Ruhat Mengi'yi, insanlık dışı gördüğüm bu cümlelerinden dolayı kınadığımı söylemekle yetineyim :
" 1991 yılında sevgili babamı kaybettiğimin ertesi günü yazıya oturduğumda olduğu gibi...Daha üç dört gün önce iyiydi anneciğim....Soranlara “İyi, çok iyi” diyordum mutlulukla... Cumartesi akşamı önce nabzı yükseldi. Normalde 60-70 olması gereken nabız 100’e, sonra 130’lara çıktı. Arkadan ateş yükseldi. O geceyi sabahın 4’üne kadar başında geçirdim....Birkaç saat uykudan sonra hemşirenin telefonuyla uyandığımda nabız 160’a çıkmıştı. Hemen doktoru Cengiz Aslan’ı, kalp doktorları Bingür Sönmez ve Deniz Şener’i aradım.Hastaneye kaldırılması gerektiğini söylediler.
Ne yapacaktım şimdi?
Bir yanda anacığım, öte yanda kısa süre sonra başlayacak ve son derece önemli bir konuyu işleyeceğim canlı yayın program....
Canlı yayın beklemez ki...Doktorları “söylediklerini uygularsak 2-3 saat daha evde kalabileceğini” söyleyince annemi o durumda bırakarak işime koşmak zorunda kaldım.
"İşte yazarın sözleri.
Bir yanda en değerli varlık anne..Diğer yanda canlı yayın.
Hanımefendi meslek aşkına canlı yayını tercih etmiş.
TEMEL EKSİKLİĞİMİZ BAKIŞ AÇILARIMIZDA YATIYOR
Yeni Şafak'ta zaman zaman köşe yazan Özlem Albayrak geçenlerde kaleme aldığı yazısında feminizmden vs bahsetmiş. Açıkçası ben yazıyı muğlak buldum.Ele aldığı konuyu, özellikle feminist yaklaşımı eleştiriyor mu, bu konuya karşı tarafsız mı, yoksa nötr bir duyguyla değerlendirme mi yapmış pek anlaşılır görmedim.
Ama bu yazıdan hareketle şunu düşündüm ki, aslında bütün sosyal ve ahlaki meselelerin temelinde, kadın-erkek eşitsizliği ya da konu alanına göre "şu mesele, bu mesele" yoktur! İnsani yaklaşımı hiç bir alanda tam olarak yansıtamıyor olmamız en büyük eksikliktir. Diğer her türlü,kategorize edilmiş ayrıştırmalar bana göre hatadan başka bir şey değildir.
Özlem Albayrak'ın yazısını okumak isterseniz buyrun...
Monday, November 27, 2006
NİMET ÇUBUKÇU' YA YAKIŞMADI
Sunday, November 19, 2006
O'NU HER ZAMAN SEVELİM
Sakın bana " durup dururken nerden çıktı şimdi bu Emin Abi muhabbeti ? " diye sormayın.
Üzülürüm.
Kırılırım.
Kendi adıma değil ; sevgili Emin Çölaşan abim adına. Nasıl üzülmeyeyim ki?
Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşmış. Tabiatiyle adamcağız da, yıllardır icra ettiği "minik kuşumlu" gazete yazarlığını devam ettirmeli. Ettirmeli ki, "kendi abilerinin" gözünden düşmesin. Ne demeli peki ?
Şunun şurasında Cumhurbaşkanlığı gibi "rejimin kuleleri"nden en önemlisi; hatta adeta amiral gemisi gibi bir mevkiye başkan seçmeye ne kalmış ki? Emin Abi'min deyişiyle ( ben utanıyorum bu kelamı etmeye ama,kendileri etmiş zamanında) "karpuz" seçiyor değiliz ya.
E herhalde böylesine önemli bir mevkiye, "gerici, yobazların işgal ettiği; 1999 yılında "bildirin bu kendini bilmeze haddini" diyecek cesur bir vatan evladının olmadığı bu "Yüce Meclis" ' e tevdi edecek değiliz!
Olmaz yani!
Zaten ben de bunun için seviyorum işte Emin Abi'yi. O da benim gibi düşünüyor çünkü. Bakın nasıl tepki veriyor?
” 2000 yılı mart ayındayız.
Şimdi devletin arşivinden belgelemeye başlayalım:
"Fazilet Partisi Genel Başkanı Malatya Milletvekili Recai Kutan ve Doğru Yol Partisi Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Tansu Çiller ile 185 milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi...
TBMM Başkanlığı’na.
T.C. Anayasası’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun teklifi, gerekçesi ile birlikte ekte sunulmuştur...
Genel gerekçe: Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçimi, doğrudan demokrasinin de bir uyarlaması olacaktır. Yönetenleri belirleme sürecine milletin katılması, demokrasinin kendisidir..."
Tabii bu anayasa değişikliği önergesini verenleri “suçüstü” yapmadan olmaz. Bir alt satırda onları sırlamış zaten:
” Şimdi, bu Anayasa değişikliği önerisine 2000 yılında imza atan ve "Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin" diyen kişilere bakalım. Kim onlar? O günlerin muhalefette olan Fazilet Partisi milletvekilleri. Onlar şimdi tam kadro AKP’de ve iktidar! İmzacıların isimleri şöyle:” diyerek.İsimler şu an için önemli değil. Biz Emin ağabeymizi takip edelim.
" Altı yılda köprülerin altından çok sular geçti. O zaman "Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin" diye önergeler veriyor, Anayasa değişikliği istiyorlardı. Milli Görüşçü Fazilet Partisi Manisa milletvekili, büyük Türk büyüğü, önemli devlet ve hükümet adamı Bülent Arınç Meclis kürsüsünde haykırıyor, "Halk seçmelidir" diyordu. (Meclis çoğunluğu bu öneriyi reddetti.) Belki şimdi o attıkları imzaları bile unutmuşlardır! Bugün böyle bir şey söyleseniz tüyleri diken diken olur, gülerler, bunu söyleyene "Saçmalama yaaa, Cumhurbaşkanı’nı mutlaka Meclis seçmeli" derler.
Niçin?..Çünkü onlar hep birlikte değişti! Ama sadece işlerine gelen konularda, topluca ve fena halde değiştiler!”
Muhterem Bay Emin’in haklı olarak ortaya koyduğu bir nokta var. Ne diyor bu noktada? “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşarlar! Ama arşivler unutmuyor. Arşivler asla yalan söylemiyor.”
Çok doğru. Ama bilmiyor ki aynı arşivler zatıalileri için de geçerli. Şimdi bakalım 2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne buyurmuş? İşte en önemli satırlarından bazıları:
" Önümüzdeki hafta yapılacak son oylamada sonuç değişir mi? Eğer baştan imza atıp sonra kıvırtan ANAP, DYP, DSP ve MHP milletvekilleri, bu davranışları ile Fazilet'e hizmet ettiklerinin bilincine varırlarsa, değişebilir.
Fakat onun da bir ‘‘felaketi'' var! Diyelim ki önümüzdeki yapılacak oylamada paketimiz örneğin 330 oyla kabul edildi. Ama bunun anlamı referanduma gitmek. Yani Anayasa değişikliği 330 ile 367 arasında oy olursa halkın oyuna başvuruluyor.
Halka gidilmesi demek, yeni bir seçim demek. Türkiye'nin haftalar boyu yine bu konuya kilitlenmesi, işi gücü bırakması ve ayrıca cumhurbaşkansız kalması demek. Sandıkların kurulması, mitingler yapılması, işin iyice kızışması ve devlet kesesinden trilyonların harcanması demek.
Bence referandum bir felaket olur. "
Neymiş?Cumhurbaşkanlığı için anayasa değişikliğine gitmek aslında içinde tehlike de barındırıyormuş! Bakın siz Emin ağabeymizin yaptığına!!! Referanduma gidilmesi de trilyonlarca masraf ve yeni seçim demekmiş. Ama kuzum, Cumhurbaşkanlığı makamı gibi bir mevki için en doğru hareketi ortaya koymak devletimiz için bir yük olabilir mi? Gerçi devletin de yok olduğunu iddia ediyor daha önceki yazılarında ama, onu da başka bir yazıya bırakalım.
Ve her zaman…
Emin ağabeymizi hatırlayıp,
O’nu daha çok sevelim!...
Sunday, October 29, 2006
YAZIKLAR OLSUN SİZLERE

Neymiş bu beş kare fotoğraflar ?
"Birinci karede, türbanlılar var."
Ben de soruyorum; bu türbanlılarla ne alıp veremediğin var?
Kuran-ı Kerim'de örtünmenin gerekliliğine dair ayetler varken, nasıl oluyor da bu denli alçakça karşı çıkıyorsunuz bıkıp usanmadan? Sizin maksadınız ne? Müslümansanız, Mukaddes Kitab'ın emrettiğine nasıl karşı çıkıyorsunuz? Değilseniz açıkça ifadeden çekinmeyiniz ki bilelim. İkisinin ortasında kalanlara da münafık denir ki biz sizi o vasıftan tenzih ederiz.
"İkinci karede, harem ve selamlık vaziyeti var, kadınlar hep ayrı, erkekler hep ayrı, ister yatta, ister lokantada, ister havada, ister karada."
Bu da ikinci fotoğrafmış. Bu öncelikle özel yaşam değil mi muhterem yazar? Sizi ne ilgilendiriyor ki? Bikinililer, çıplaklar bütün sahillerde istediği gibi yayılıp saçılırken kimse sesini çıkarmıyorsa, bu tür şahsi uygulamalara da sizin ses çıkarmamanız gerekmiyor mu? Yoksa siz demokrat değil misiniz?
"Üçüncü karede, pompalı tüfek satışları var.
Dördüncü karede, Yimpaş'lı Dursun Uyar ile dört bakanın katıldığı cenaze töreni var."
Üçüncü kareyi sırf belli bir görüşe taş atmak için araya çeşni olsun diye eklemiş hazret.Bunu geçelim. Gelelim dördüncü fotoğraf karesine.
Israrla, günlerden beri bu şahıs hakkında yayınlar yapılıyor.Onun taraftarı değilim,savunucusu da değilim.
Ama bir gazete okuruyum, takip ediyorum olayları.
Emniyet Genel Müdürlüğü açıklama yaptı bu şahısla ilgili. Hakkında herhangi bir kovuşturma olmadığını beyan ettiler. Eğer suçluysa, çok güvendiğiniz savcılarınız neden soruşturma açmıyorlar.Açsınlar, herhangi bir müdahele olmazsa da - Şemdinli Savcısı'na olduğu gibi - takibata başlasınlar. Bu iş bu kadar basit.
En acı fotoğraf karesi ise sayın yazarımıza göre işte şu :
"Beşinci karede, üniversite gençliğinin yüzde 63'ünün cuma namazına gittiğine ilişkin anket sonuçları var."
Bakın neden en tehlikeli gelişme olarak cuma namazı kılınmasını görüyor bay yazar ?!
"Bunlar arasında yine de, en vahimi, eğer o anket sonuçları doğru ise, üniversite gençliği ile cuma namazları arasındaki bağlantı.Eğer o anket doğru ise, gençlerin yüzde 63'ünün cuma namazına gitmekte oluşu, Türkiye'deki sosyolojik ve siyasal değişimin inanılmaz bir göstergesi. Bu dönemde atılan tohumların nasıl tuttuğunun vahim bir sonucu.Üniversitede bir genç normal olarak ne yapar? Ders çalışır, müzikle ilgilenir, sporla uğraşır, zamanını kız ya da erkek arkadaşlarıyla paylaşır, sinemaya, tiyatroya gider, ders kitapları dışında kitaplarla haşır neşir olur, ülke ve dünya siyasetini her yönden kendi arasında tartışır. Yıllar ve yıllardır bu böyle.Cuma namazı belki de hiç akla bile gelmeyen alışkanlıklardan biri. Bundan üç, beş yıl öncesine kadar, bırakın böyle bir sonucu, anketlerde böyle bir konunun geçmesi bile söz konusu değil.AKP'yi herhalde en fazla sevindiren anket sonuçlarından biri bu olsa gerek.Eğer o yüzde 63 doğru ise, Türkiye'nin geleceği karanlık. Cuma namazları, cuma namazı olarak kalmıyor. Türkiye bir başka yere kayıyor. O yer, içinde doğup büyüdüğümüz, değerlerini taşıdığımız çağdaş hayat tarzı değil."
Cuma namazı gibi, en önemli dini vecibemizi yerine getiren talebeler karşısında bu kadar büyük paniğe ve umutsuzluğa kapılmayı hangi düşünce ve inanç şekliyle açıklamalıyız ben de bilmiyorum ?
Soruyorum yazara:
Müslüman mısın?
Ateist dinsiz mi?
Münafık mı?
Demokratik bir ortamda bu düşünce ve inançlardan herhangi birini kabul etmekte herkes, elbette serbesttir ve hürdür!. Binlerce insanımız, vatandaşımız var bu inanç şekillerinden birini veya inançsızlığı kabul eden.
Ama lütfen, müslüman görünüp de, İslam'ı yaşamaya gayret eden bu ülke gençlerini yargılamaya kalkmayın!Kimse size bu hakkı vermiyor.
Bakın kalbi kara, İslam'a karşı kin ve nefretle dolu olduğu anlaşılan bu yazar hazretleri nasıl alçakça bir değerlendirmede bulunmuş! Ki bunu 20. y.yıl başlarında Lordlar Kamarası'nda Lord Curzon en bariz şekilde dile getirmişti."Bu Kuran ,Türklerin elinden alınmadıkça, biz onlara hükmedemeyiz" mealinde küfrünün sembolü hain açıklamalardı bunlar.
Herhalde bu Türk düşmanı şahıslar, bugün bu tür yazarlar(ımız)ı okusalardı, keyiften dört köşe olurlardı.
Yazıklar olsun Yalçın Doğan gibilerine.
Ve yazıklar olsun bu tür yazıların yazılmasına zemin hazırlayan Hürriyet gibi gezetelerin patronlarına!
Thursday, October 26, 2006
GÜNGÖR MENGİ KİM ACABA?
“Bazen konuştuklarını ertesi gün unuttuğunu, o zamanlar konuşanın kendisi olmadığını, Allah tarafından konuşturulduğunu, gözlerinden bakanın Allah olduğunu, ellerimize dokunduğunda Allah’ın dokunduğunu söylüyordu.”
Hariciye memurlarını ve gurbetçileri tarikata çağıran Başkonsolos Yardımcısı, bugün böyle, mazallah yarın Büyükelçi olursa hangi güçlere eriştiğini vehmedecek!Bu adamın dış göreve gönderilirken nasıl olup da fark edilmediğini ve kimler tarafından korunduğunu sormanın yararı yoktur.
Bugünleri ararız!
Bunların sebep olacakları kötülüklerden ülkemizi koruması için Allah’a dua etmenin bir zararı olmaz ama Allah tarafından korunacağımızı ummak, Allah’ın bile bağışlamayacağı bir tembellik ve inançsızlık olur.Çünkü böyle giderse mayıstan sonra daha büyük rezaletlerle karşılaşabiliriz. Sezer bugün Çankaya’da devleti mikroplardan koruyan etkili bir filtre çalıştırıyor.Başkonsolos Yardımcısı’nı görevinden bile almamışlar.
Cumhurbaşkanı değiştikten sonra -Allah saklasın- tarikat şeyhinden büyükelçiler bile görebiliriz! "
Bu satırların yazarı Güngör Mengi Hazretleri.Tabii bunun gibi düşünen çok muhterem zevat vardır. Çok önyargılı düşünce tarzlarına sahipler.Nedense, bu hariciyeciyi kim yetiştirdi, ne zaman kuruma girdi ve ne zamandan beri böyle devam ediyormuş gibi makul sorgulamaları yapmadan, meseleyi yine nereye getiriyor dikkat etmişsinizdir. Mayıs 2007 .
Her Türk vatandaşı eşit değil mi tüm hak ve hürriyetlereden yararlanma hususunda? Yoksa esas ifade etmek isteyip de söylemeye çekindiğiniz (?) husus "herşey beyaz Türkler için olsun" sloganında mı gizli???
Yazının tamamı için tıklayınız
Monday, October 09, 2006
BAY TUFAN TÜRENÇ EMİR BUYURDU
Çünkü saygın ve güçlü-kuvvetli kalem sahibimiz var!
Sakın kimdir O deme gafletinde bulunmayın!
O adıyla sanıyla Tufan Türenç'dir!
İşte şöyle bir şahsiyet-i mübarekedir kendileri:
"Çünkü Tayyip Erdoğan cumurbaşkanı olmak istiyor. Ama halkın yüzde 70’i kendisini ve eşini Çankaya’da görmek istemiyor. "
Gördünüz mü 70 milyon memleket insanının adına bir çırpıda karar verebiliyor?! Ama dedim ya,sakın sorgulamayın,kendilerinin beyan buyurduklarına -haşa- amentu gibi iman etmemizi bekliyor.Bırakın kendi haline.
Başka ne buyuruyor bu mübarek insan?
"Kendisini Çankaya’ya gönderecek siyasi iradeye sahip olan Tayyip Bey cumhurbaşkanı olma tutkusunu frenleyebilecek olgunluğu gösterebilecek mi?"
"Olgunluk" göstermek oluyormuş her Türk vatandaşının hakkı olan bir noktaya aday olmaktan feragat etmek!!!Üstelik de en çok oyu almış ve dört yıldır iktidarda bulunan bir parti lideri feragat etmesi gereken kişi.
Ama ben bu kutsal laiklik bekçilerinin rahmetli Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde gösterdikleri tepkileri de hatırlıyorum.Bizzat Meclis'te izlemiştim çünkü bu sindirememe tablolarını.Tabii sonunda Turgut Özal'a ne olduğunu hep bereber gördük.
Tufan Türenç "ağabey"imiz bir şey daha buyurmuş harika gri beyin hücreleri sayesinde.Ne demiş?
"Siyasetle biraz ilgilenen herkes, Tayyip Bey’in cumuhurbaşkanlığından başka bir şey düşünemediğini, kafasının tamamen Çankaya için programlandığını görüyor. "
Ne olacaktı peki?Tufan Ağabey'den emir mi alacaklardı?
Tayyip Bey neticede oylamaya katılmış halkın % 34 'ünün oyunu almış bir parti lideri.
Peki ya siz kimsiniz?
Kimin askerisiniz bay Tufan Türenç?